Mimar Kerem Yazgan

Türkiye’de ve dünyada projeleri ile birçok ödüle layık görülen Yazgan Tasarım kurucu ortaklarından Kerem Yazgan ile söyleşi yaptık.

Mimar olmaya ne zaman karar verdiniz?

Annem, babam gazetecidir. Annem çok iyi resim yapardı, şair babam da Jale Erzen gibi bazı ressamların sergilerini düzenler, Maya isimli bir sanat dergisi çıkarır, sanatla içiçe yaşardı. Evimizde Hakkı Torunoğlu, Balaban gibi çok değerli Türk ressamlarının yağlıboya tabloları vardı. Ancak benim mimarlık mesleği ile ilgili bir fikrim yoktu. Daha çok spor ve rock müzik ilgimi çekiyordu. Lise yıllarında sıkıcı ders kitaplarına soyut bazı çizgisel resimler yapardım. Daha sonra bu çizgilere ilgim arttı. Sanırım ailem ve bu resimler beni üniversite sınavında mimarlık  yazmama etken oldu. Mimarlığı esas dert etmem Odtü 1. sınıf 1. dönemin sonunda kütüphanede bulduğum bir kitabı okumamla başladı: “The Psychology of Building”. Bir mimarın  dikdörtgen evini nasıl değiştirdiğini adım adım anlatıyordu. Aradaki duvarları kaldırıp lineer bir mekan elde etmeyi, mekansal derinliği, mekanda katmanlaşmayı anlatıyordu. O kitapla “mekan” oluşturmanın ve “mekan” üzerine düşünmenin hayatta uğraşılacak keyifli bir iş olacağına karar vermiştim. 1. dönem temel tasarım dersinden sürekli DD alırken Orhan Pamuk’un yıllar sonra yazdığı gibi bir kitap okudum hayatım değişti.  2. dönem ve sonrası bambaşka oldu.

Mimari değerler ve yaratıcılık söz konusu olduğunda beslendiğiniz alanlar nelerdir?

Günlük hayat, çevre, trafikte beklerken arabaların arka farları, kurgular, yanyana gelişler, her türlü “şey” arasındaki ilişkiler, sıradan olanın içindeki olağanüstü durumlar benim daha çok ilgimi çeken. Bunun dışında kızımın sıradışı bakış açıları, müzikle beslenirim, müziksiz olmaz, Sigur Ros, Radiohead, post-rock, Rush, sanatçılar üzerine süreç filmleri, işi nasıl yaptıklarını anlatan filmler, mimarlardan da Zumthor, Nicola Basic, RCR Architectos, Herzog De Meuron gibi isimleri takip ederim.

“Mimarlıkta Dizaynografi” konulu tezinizi biraz açabilir misiniz? Tasarım sürecini sistematize etmek ne demek?

Dizaynografi fikri doktora için geceler boyunca aldığım notlar ve düşünmeler sırasında dağınık fikirleri biraraya getiren bir buluş gibi bir gece yarısı çıktı. “Tasarım eyleminin tasarımı” yaptığınız üretimin zamanla ve yapılan hamlelerle ilişkisinin irdelenmesi üzerine bir fikirdir, obje bazlı değil süreç bazlı bir araştırmaya işaret eder. Ressam Francis Bacon’ın resim yaparken iyi gittiğini düşündüğü bir resmin bir sonraki hamlede mahvolabileceğini ya da daha iyiye gidebileceğini ve üretimini buradaki doğal gerilim üzerine kurduğunu söylediği gibi tasarım sürecinde de hamlelere bütün olarak ya da o andaki tekilliğine baktığınızda bunların arasındaki ilişkinin kurgulanma biçiminin potansiyel müthiş bir fikrin bozulmasına ya da daha ileriye götürülmesinde ne kadar önemli olduğunu söyleyebiliriz. Yüksek lisansta uğraştığım olay-mekan fikri Bernard Tschumi’nin “Mimarlığın paradoksu” olarak belirttiği ikileme dayanır. Ona göre “mimarlığın paradoksu” kavramla deneyim arasındadır. Diğer bir deyişle kurgulanan, tasarlananla yaşanan arasındadır. Bir yanda gerçek, varolan, anlık olan, inşa edilmiş mekandaki eylem, diğer yanda soyutlanan, tasarlanan, kağıtta varolan, tasarımdaki mekan ve eylemi vardır.  Mimarlığın paradoksu yaptığınız üretimin o anda varolamamasında yatar. Araya mesafe girer, zaman girer, kişiler girer, birçok faktör girer. Örneğin bir dişçi diş çekme anında teori ve eylemi buluşturur, ya da beyin cerrahı ameliyat sırasında. Dişçi ve beyin cerrahı için teori ve eylem arasında, yaşananda doğrudanlık vardır. Mimarlıkta ise yoktur. Siz istediğiniz kadar tasarlayın mekana anlam katmaya çalışın mekan anlamını yaşananla bulur. Eğer anlık, doğrudan deneyim-eylem-olay mekana anlamını veriyorsa ve tasarım yoluyla mekana yapılan her türlü atıfla çatışıyorsa bu deneyim, benzer şekilde, tasarım eyleminin kendisi, tasarıma ve tasarımdaki mekana anlamını katabilir diye düşünüyorum. Tasarımdaki mekanın “olay”ı, inşa edilmiş mekanın olayından farklıdır. Birisi diğeri değildir, dolayısıyla birbirlerini temsil edemezler. Tasarım yapmanın henüz yeterince keşfedilmemiş, derinleştirilmemiş potansiyel bilgisi burada yatar bana göre. Tasarımdaki mekanın ve tasarım yapma eyleminin kendine özgü bir gerçekliği ve yaşantısı-süreci vardır. “Olayın tasarımı” değil de, tasarımı “olay”ın ta kendisi olarak yorumlamanın ve bunun üzerine düşünmenin zamanı da. “Mimarlıkta Dizaynografi” tasarım yapmanın içsel bilgisine ait bir bilgi ve üretim alanı önerisidir, aynı sinematografi, koreografi de olduğu gibi.  Tasarımda esnek sistemler tam da burada devreye giriyor; “Esnek sistem tasarımı” narrasyonsuz bir tasarım sürecinin geliştirilmesi, tasarımın “olay”ına odaklanan, bu sürecin içsel üretim bilgisinin araştırılması için ve parçalardan çok parçaları birarada tutan ilişkileri tasarlamak için geliştirmeye çalıştığımız bir anlayışı ifade ediyor. Üretimi yönlendiren, referanslandıran eylemler aracılığıyla ilişkinin tarifi ve sürecin organizasyonu, mimari tasarıma “aktüel olan”, “iş”in “work” ün içindeki eylemlerin, mimari tasarımın gündelik hayatının içindeki sistematiklerin araştırılması ile ilgili bir araştırma alanıdır. İlişkilerin eylemler aracılığıyla tasarımı manüel (mimarın eline bağlı olan) dünyayı parçalar, farklı referans sistemleri kurar. Yaşınız ilerledikçe usta mimarların tasarımlarında “esnek sistemler” geliştirdiklerini daha fazla görmeye başlıyorsunuz; Le Corbusier’de, Peter Zumthor’da, Herzog De Meuron’da, Sejima’da, RCR Architects’te ve daha birçoğunda. Benim için en çarpıcısı geçen yıl gittiğim Barcelona’daki Gaudi’nin Casa Mila’sının planının beş ayrı elemanla kurgulanmış bir esnek sistem olduğunu görmem oldu. Mekanda dolaşırken hissetmiyorsunuz, mimarın eline ve becerisine fazlasıyla bağlı doğaçlama bir tasarım gibi duruyor, ancak öyle değilmiş. Mimarın becerisi çok yüksek ancak Casa Mila’nın tasarım sürecindeki düşünce altyapısında “esnek bir sistem” yatıyormuş. Özellikle çatı katının maketlerinde net bir biçimde görülüyor bu. Beş yapı elemanının ilişkisi ile kurulmuş bir sistem; İki büyük iki küçük avlu, taşıyıcı ana merdivenler, tonozlar, tonozları bağlayan kirişler ve dış ve iç avluda dalga hareketi yapan cephe elemanı. Bunu farketmek bana çok ilginç geliyor. 5,5 yaşındaki kızım yanımdayken Casa Mila’nın planını çizdiğimde kendisi de çizmek isteyip kağıda hatasız çizebildi, çünkü yapılan anlaşılır ve net esnek bir kurgu, avluyu dörtten altıya çıkar deseniz de kolayca yapabilirdi. Bu fikirde esneklik sadece tasarımda görünmesine rağmen bu fikirle tamamladığımız birçok proje ve yapıdaki deneyimimize göre, süreçte takip edilen esnek referanslar sistematiği aynı zamanda, işverenden, mühendislere ve inşaatı yapan ustaya kadar etkisini hissettirmektedir. Mimarın tüm süreçte baskın rol oynadığı yapı tasarımı anlayışlarından farklı olarak mimar burada esnek bir mekan ve sistem tasarımcısıdır. Casa Mila’nın kurgusal analizi mimari tasarım süreçlerinin içsel bilgisine dair ipuçları veriyor. Esnek sistem tasarımı parçalar arası ilişkilerin tasarımıdır. Sadece mimarın eli değil, bugüne kadarki mimarlık kültürü ve bilgisinin iyi yanlarını, endüstriyel malzemeleri içerecek sistematik-esnek bir akıllılık tasarıma yön vermeli, bu sayede projeyi çizenden, işverenden, mühendisinden, malzemecisinden, ustasına kadar tüm üretim süreçlerine etki edebilecek anlayışlar geliştirilmeli diye düşünüyorum. Doktoradan beri ofisteki üretimimiz tasarım sürecinde geliştirdiğimiz esnek sistem tasarımları üzerine kurulu. Mimarlıkta Dizaynografi ise bu tasarımların ve mimari üretme biçimlerinin içsel yapılarına ve problemlerine ve bu problemlere verilen cevaplara dair bilginin araştırma alanı. Yazgan Tasarım’da projelendirilmiş “Turuncu Ev” bu konudaki ilk motivasyonu veren yapıdır. Orada İşveren’e sunduğumuz bir ilişki diyagramı üzerinden oluşturulan esnek mekan kurgusu, tüm proje ve inşaat sürecine etki etmiştir. Yıllar sonra o diyagramın önerdiği ilişkiyi Le Corbusier’in Ronchamp Chapel’i planındaki üç ana duvarın pencerelerle ilişkilendirilmesinde gördüm. Benim için inanılmaz bir uyanıştı.

Türkiye’de inşaat sektörü gelişiyor ve ekonomide büyük rol oynuyor. Mimarlık ofislerine yansımaları nelerdir? Türkiye’de ki inşaat sektörünün geldiği noktayı bir mimar olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türk inşaat sektörü yaklaşık 10 yıldır Çin’den sonra 2. Durumda, bu ciddi bir potansiyele işaret ediyor. Buradaki en önemli nokta inşaat sektörünün uluslararası anlamda esnek hareket kabiliyeti.  Hiç tanımadığınız bir ülkede çok hızlı organize olup inşaat yapmaya başlayabilen bir sektör. Bence inşai kalite anlamında da özellikle bazı firmalarda gittikçe artan bir durumu gözlemleyebiliyoruz. Bunun en önemli sebebi takım çalışmasıdır bana göre. Eskiden birkaç inşaat mühendisi ile yapabiliriz diye düşünen firmalar artık sadece küçük ölçekli firmalar. Diğer ölçekteki firmalarda bu iş artık çok kalabalık ve çeşitli disiplinlerden insanların biraraya gelmesiyle oluşuyor, işin kalitesinin artmasındaki en önemli sebep bu bence. Mimar hala burada koordinasyonda büyük rol oynuyor. Ancak, bu anlamda benim çalıştığım yatırımcılara da sıklıkla bahsettiğim problem takıma yapılan kişi sayısı ve çeşitliliği anlamındaki artışın takımın işi daha iyi yapabilmesi için gerekli maddi yatırım da eksik kaldığını görüyoruz. Diğer konu da inşaat sektörü kültürel ve kent bazlı yatırımlar da çok tutucu. Özellikle non-profit yatırımlara neredeyse hiç girilmiyor. Bu konular aşılırsa çok daha farklı noktalarda uluslararası bir potansiyel olduğunu düşünüyorum.

Çevreye duyarlı yeşil binaların tasarımında yatırımcı, müteahhit rolü hakkında ne düşünüyorsunuz? Tasarım sürecinde vazgeçilmez unsurlarınız neler?

Yeşil binalarda yaklaşık %2,5 ve %25 aralığında bir ek ön yatırım bedeli var. Ancak bu yatırım orta vadede geri dönüyor. Bizim Alman bir İşverenimiz kendisine yaptığımız bir konut projesinde 8 cm olan ısı yalıtımını 20cm. uyguladı, şu anda çok sert kış şartlarında bile neredeyse kaloriferleri açmıyoruz diyor. Yeşil bina sertifikasyonu göstermelik bir belge olmaktan çıkıp kanunla birlikte herkesin uygulayacağı bir sistemler bütününe dönüşmesi gerekiyor. Bu kou bireysel dünyaya bakışınızdan, müteahitin işe bakışından devlet politikasına kadar bir bütün olarak yönetilmesi gereken bir konu.

Yeşil bina tasarımları kadar uygulamasında da kullanılacak malzeme seçiminin öneminden de bahseder misiniz?

Mimarlar da müteahhitler de artık kullandıkları yapı malzemelerinde yeşil bina sertifikasyonlarına uygun malzemelere geçmeleri gerekiyor. Bunun olabilmesi için yaptığımız işi el yordamından – genel bilgiye bağlı bir durumdan çıkarıp “bilgi bazlı” hale getirmemiz gerekiyor. Kullandığınız malzemenin özelliklerini diğerleriyle farklarını nümerik olarak bilmeniz gerekiyor. Tasarım sürecinde vazgeçilmez unsurumuz bu anlamda bu nümerik değerleri kullanmak, tabii ki mimarlık tarihinin kültürel bilgisi ile de birleştirmektir.

Anıl Zemin Market ile yaptığınız ortak projeleri, uygulama ve malzeme seçimi açısından değerlendirir misiniz?

Anıl Zeminle uzun süredir birçok projede bir çözüm ortağı olarak çalışıyoruz. Öncelikle projeye göre ürün seçimi için uygunluk analizleri yapıyoruz, daha sonra  stok, tedarik, fiyat araştırması, malzemelerin seçimi, İşverene sunumu ve daha sonra da uygulanmasının takibi. Spor salonları, ofisler, hastane, vb. projelerde hem ürün seçimindeki teknik bilgide, hem tedarik ve siparişte hem de uygulamada kaliteli bir hizmet alabiliyoruz. Mimarlar yapı endüstrisi ile daha yakın temasta çalışmalılar, 20 yy.ın başındaki, Bauhaus kaynaklı Mimarın bir yapıdaki herşeyi tasarladığı bütüncül sanat (total work of art) “gesamkuntswerk”, artık yerini yapı endüstrisi ile birlikte “tasarlama”nın yanında “seçme” eyleminin devrede olduğu kendi tabirimle “new gesamkuntswerk”e bırakması gerekiyor. Mimar bu anlamda artık hem tasarımcı, hem de endüstri ile birlikte çalışan bir “seçici”. Ayrıca bu eylemlere yapı malzemesi “tasarımcısı” olarak da Mimarın girmesi gerekir diye düşünüyorum. Bu anlayışın tüm yapı elemanları için uygulanması ve bütüncül bir pratiğe dönüşmesi gerekiyor. Böylece hem Mimar hem de yapı sektörü karşılıklı bir etkileşimde çalışabilirler, bu ilişki hala çok kopuk bana göre. Yapı sektörümüzün en önemli eksikliği bir konuya bütüncül olarak cevap verilememesi. Anıl Zemin ile bu anlamda başından sonuna tüm süreçte bütüncül bir çalışma yürütüp sonuç alabiliyoruz. Son yaptığımız Bursa Tofaş Spor Salonu’nda kullandığımız doğal malzemelerin karışımından oluşan linolyum ürünler ofislere bambaşka bir hava kattı ve örneğin bu projeyi başından sonuna kadar bütüncül olarak ele aldık, sonucundan da herkes mennun oldu.

Teşekkürler. 

Comments are closed.